Zevosis

Hangisi Sizi Ele Geçiriyor: İd, Ego ve Süperego Nedir?

Ego, kişiliği oluşturan ikinci bileşendir ve id’den doğar. İd’in arzu ve dürtülerini sosyal anlamda kabul edilebilir bir düzeyde gerçekleştirmek ile görevlidir.

  • 01 Aralık 2021
  • 99 kez görüntülendi.
Hangisi Sizi Ele Geçiriyor: İd, Ego ve Süperego Nedir?

Sigmund Freud’a göre insanın kişiliği oldukça karmaşıktır ve birçok farklı bileşenden meydana gelir. Freud, ünlü kişilik teorisinde kişiliği oluşturan üç temel bileşenin id (alt bilinç), ego (benlik) ve süperego (üst benlik) olduğunu ifade etmiştir.

 

En basit tabirle id, arzuları harekete geçiren en ilkel ve içgüdüsel bileşendir. Süperego, toplum veya kültür etkisi ile edindiğimiz ahlak ve vicdan olgularını barındıran bileşendir. Ego ise id’in ilkel arzuları ve süperegonun ahlaki idealleri arasında arabuluculuk yapan bileşendir. Kişiliği oluşturan bu üç farklı bileşen bireyin yaşamında farklı zamanlarda gelişir. Her bileşen kişilik üzerinde benzersiz bir rol oynar fakat bir bütün olarak karmaşık insan davranışları oluşturmak için birlikte çalışır.

Kişiliği oluşturan bu üç bileşenin birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini anlamak için her birinin bireysel olarak nasıl çalıştığına yakından bakalım.

 

İd Nedir?

İd, doğuştan var olan ilk bileşen olması sebebiyle kişiliği oluşturan ilk bileşendir. Freud’a göre tüm psişik enerjinin kaynağı id’dir ve bu da onu kişiliğin birincil parçası konumuna getirir. İd, biyolojik dürtüler, içgüdü ve refleksleri kapsayan kişiliğin en ilkel bölümünü oluşturur. Mantık, gerçeklik ve ahlak gibi olgularla sürekli çatışır. Her canlıda bulunan cinsellik, açlık, saldırganlık gibi duygular id’e örnektir. Arzu ve isteklerin bir an önce doyuma ulaştırılması için çalışan haz ilkesi tarafından motive edilir. Susuzluk çeken birinin hemen su içme girişimi buna örnek olabilir. İd’nin ihtiyaçları tatmin edilmediğinde kişi gerginlik veya huzursuzluk gibi duygular yaşayabilir.

İd, bireyin yaşamının çok erken dönemlerinde oldukça önemlidir. Örneğin yeni doğmuş bir bebeğin ihtiyaçlarının talep edilmesini sağlar. Bebek açlık veya rahatsızlık gibi bir durumun giderilmesini sağlamak için ağlamaya başlar ve isteği yerine getirilene dek ağlamaya devam eder. Henüz kişiliğinin diğer bileşenleri oluşmamış bebek, herhangi bir akıl yürütme mekanizmasına sahip olmadığı için yalnızca isteklerinin yerine getirilmesini talep edecektir.

Ancak kişinin arzu ve ihtiyaçlarını anında tatmin edebilmek her zaman mümkün değildir. Bu tatmini uygun olmayan, gerçeğe aykırı bir anda sağlamak kişiyi sosyal anlamda kabul edilemez bir durumun içine sokabilir. Bu bakımdan kişi yalnızca haz ilkesi tarafından yönetiliyor olsaydı bu, sosyal ilişkilerini zedeleyen bir duruma sebep olabilirdi.

Freud’a göre ihtiyaçların her zaman tatmin edilememesinin yarattığı gerilim, birincil süreç düşüncesiyle, yani arzu edilen nesnenin fantezisinin kurulmasıyla en azından geçici olarak bastırılmaya çalışılır.

Birey, yaşamının ilerleyen zamanlarında id’i kontrol altına almayı öğrenebilse de bu bileşen yaşam boyunca ilkel ve çocuksu olarak kalır. İd, dış dünyayla temas halinde olmadığı için kişinin deneyimlerinden asla etkilenmez ve bencil olarak kalır. İd’in ortaya çıkardığı içgüdüsel davranışlar ego ve süperegonun gelişimi ile toplum içerisinde kabul edilebilir bir düzeye gelebilecektir.

 

Ego Nedir?

Ego, kişiliği oluşturan ikinci bileşendir ve id’den doğar. İd’in arzu ve dürtülerini sosyal anlamda kabul edilebilir bir düzeyde gerçekleştirmek ile görevlidir. Bu tatmini sağlamak için gerçeklik ilkesine dayanarak çalışır. Herhangi bir arzunun doyuma ulaştırılması veya onun terk edilmesine karar verirken fayda ve zararlarının ölçülmesi gerçeklik ilkesi ile gerçekleşir. Tıpkı id gibi, ego da arzu ve ihtiyaçları tatmin etmek ile ilgilenir. Fakat bunu yaparken id’in ilkel ve ahlak tanımazlığının aksine gerçekliğe uygun hareket eder. İd’in ihtiyaçlarının gerçekçi veya kabul edilebilir olmadığı durumlarda ego bunu gecikmiş tatmin süreci ile doğru yer ve zamanda gerçekleştirir.

“Ego’nun, dış dünyanın doğrudan etkisi ile modifiye edilmiş id’in bir parçası olduğunu görmek kolaydır.”

Freud, id ve egoyu bir at ve onun binicisine benzetmiştir. İd, bir at gibi hareketi sağlayarak ikisini ileriye taşıyan güçlü bir kuvvetken, ego ise atın kontrolünü sağlayarak rotayı belirleyen bir binici gibidir. Binicisi olmayan bir at, herhangi bir kural tanımadan arzuladığı yere gidip istediği şeyi yapabilir. Binici, ata belirli komutlar vererek gitmek istediği noktaya belirli sınırları aşmadan ulaşmasını sağlar.

Bir önceki başlıkta verdiğimiz bebek örneğindeki id’in ilkel arzu ve ihtiyaçları ego ile toplumsal normlara ve gerçekliğe uygun olarak olumsuz sonuçlardan kaçınarak geciktirilerek doyuma ulaştırılır. Öreğin iş yerinde önemli bir toplantıda olduğunuzu hayal edin. Yorgun bedeniniz bir an önce yumuşak bir yatakta rahatlamayı arzuluyor. İd, sizi bu yönde hareket etmeye zorlarken ego, toplantıyı tamamlayıp uygun zamanı beklemeniz için size rehberlik ediyor. İd’in ilkel dürtülerine göre hareket etmek yerine, sessizce oturup evinize vardığınız o anı hayal ederek kendinizi sakinleştiriyorsunuz. Toplantı bittikten sonra id’in bu isteğini uygun bir şekilde yerine getirebilirsiniz. Bu tür rasyonel düşünme durumuna ikincil süreç düşünme denir.

 

Süperego Nedir?

Süperego, ahlaki davranışlar için çalışan kişiliğin son bileşenidir. Freud’a göre psikoseksüel gelişim evrelerinin üçüncüsü olan fallik dönemde 3-5 yaşları arasında ortaya çıkmaya başlar. Süperego, karar verme ve yargılama durumlarında oldukça önemli bir rol oynar ve egoyu gerçekçi hedefler yerine daha ahlaki yönlere çekmek için çabalar.

Süperego, bireyin ailesinin görüşünün, toplumsal tabuların veya çevredeki ahlaki yönelimlerin etkisinde kalarak içselleştirilmesiyle oluşur. Diğer başlıklarda örnek verdiğimiz gibi, bir bebek doğduğunda ayıp, günah, yanlış gibi kavramlara yabancı bir şekilde yalnızca id’in ilkel arzuları ile hareket eder. İlerleyen dönemlerde anne ve babası tarafından uygunsuz görülen davranışları yüzünden cezalandırılır. Bu gibi örneklerle süperego zamanla büyümeye devam eder. Çocukların öğretmen gibi idol aldıkları insanların ahlak anlayışlarının benimsenmesini sağlar. Ebeveynleri ve hayranlık duyduğu kişiler vasıtası ile süperego katmanı oluşan kişinin ileride bu kişiler yanında olmasa dahi içselleştirdiği bu kavramlar onun ahlak sınırını belirlemeye devem eder. Bu ahlak sınırlarından uzaklaştığı noktada çocuklukta cezalandırıldığı gibi yetişkinlikte de suçluluk duygusu hissedecektir.

Freud’a göre süperego; vicdan ve ego ideali olmak üzere iki kavramdan oluşmaktadır. Vicdan, ebeveynler ve toplum tarafından kötü olarak nitelendirilen şeyler hakkında bilgileri kapsar. Bu davranışlar çocukluktan itibaren yasak olarak kodlandığı için suçluluk veya pişmanlık duygularına sebep olur. Ego ideali ise, bireyin ulaşmayı arzuladığı, nasıl biri olması gerektiğine dair hayali bir resimdir. Toplumun bir üyesi olarak kişinin nasıl davranasını gerektiğini ifade eden bilgileri içerir. İdeal benliğe aykırı bir şekilde gerçekleştirilen davranışlar süperego tarafından kişinin kendini suçlu hissederek cezalandırılması ile sonuçlanır. Yine aynı sebepten idealleştirilmiş benliğe uygun davranıldığında bir ödüle dönüşerek insanın gururlandığı bir durum oluşturabilir. İdeal benliği ulaşılması zor bir standartta oluşmuş bir kişi, ahlaki açıdan oldukça uygun davranışlar sergilese bile sürekli olarak başarısız hissedebilir.

 

İd, Ego ve Süperego Arasındaki Denge

İd, ego ve süperego birbiri ile sürekli bir biçimde etkileşim halindedir. Freud’a göre sağlıklı bir kişiliğin oluşması için id, ego ve süperego arasında denge olması gereklidir. Ego; id ve süperego arasındaki arabuluculuğu uygun bir şekilde gerçekleştirebilirse toplum için uyumlu bir kişiliğin ortaya çıkması muhtemeldir.

Örneğin, aşırı baskın bir id’e sahip olan bir kişi ilkel arzularını dikkate alarak yaşayan ve bu sebepten suç işlemeye meyilli biri olabilir. Bu tarzdaki biri davranışlarının toplumsal açıdan nasıl algılandığına dair herhangi bir kaygı taşımadan en temel dürtülerine göre hareket edebilir. Bunun aksine, aşırı baskın bir süperego, ahlaki normlara katı bir şekilde düşkün, yargılayıcı bir kişiliğe sebep olabilir. Bu tarzdaki biri, ahlaksız veya yanlış olarak kabul ettiği herhangi bir davranışı yargılamak konusunda çekinmeyebilir ve sosyal açıdan uyumsuz bir tablo oluşturabilir.   

Bu içerik de ilginizi çekebilir:Cilt Lekeleri İçin Doğal Maske Tarifleri

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ